• Reklam
MERKEZ BANKASI FAİZLERİ PİYASA FAİZLERİNİN ALTINDA KALIRSA
İbrahim Attila ACAR

İbrahim Attila ACAR

MERKEZ BANKASI FAİZLERİ PİYASA FAİZLERİNİN ALTINDA KALIRSA

11 Eylül 2018 - 22:31

MERKEZ BANKASI FAİZLERİ PİYASA FAİZLERİNİN ALTINDA KALIRSA

Önce Merkez Bankasının pozisyonuna bakalım. Merkez Bankaları, demokratik ülkelerin etkin kurumlarından birisi olarak görülmektedir. Bu etkinlik hükümete yön vermek olarak değil, hükümet politikalarını desteklemek şeklinde gerçekleşmektedir. Sonuçta siyasi iktidar, siyasi sorumluluk almış bir yönetim olarak, kendi atadığı bir Merkez Bankası başkanının, “bağımsızlık” gerekçesiyle,  ne derece kendi bildiğince davranmasını ister?

Bunun iki örneğini hemen hatırlayalım: Öncelikle FED… ABD Başkanı FED’in ne derece bağımsız olduğu ve kendilerinin de yönetim olarak FED’in politikalarına karışmadıklarını söylemesinin ertesinde FED’in rutin toplantılarından birisi gerçekleşmişti. Bu toplantının tutanakları kamuoyu ile paylaşıldığında satır aralarında bazı cümleler dikkat çekmekteydi. FED, Başkan Trump’ın ticaret savaşları politikası  nedeniyle ABD üretimin düşeceği, yatırımcının tedirgin olacağı, dolayısıyla istihdam ve refahın azalacağı endişelerini aktarmaktaydı. Bu paylaşımlara başkanın yönetim ofisinden bir cevap ve tepki gelmedi.

İkinci Merkez Bankası örneği olarak İngiliz Merkez Bankasından söz etmek istiyorum. Başkan Mark Carney, BREXIT sürecinde, “İngiltere’nin AB’den ayrılmasının hiç de iyi olmayacağı ve ülke ekonomisi için sıkıntılı sonuçlar doğuracağına” yönelik açıklamalar yapmasının ardından siyasi iktidar tarafından sert bir şekilde uyarılmıştı. Bu uyarıda Carney’in bir devlet memuru olduğu ve görevinin hükümet politikaları yönünde kolaylaştırıcı kararlar almak ve siyasetin işine karışmaması yönünde dikkati çekilmişti.

Türkiye’de ise TCMB kuruluş kanununda bankanın görev ve yetkileri, “… Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekler…”  olarak tanımlanmaktadır.  Özellikle 2002 ile 2005 arasında TCMB uygulamalarında bu amaca yönelik politikalar, dikkat çekici bir şekilde görülmektedir.

Bilindiği gibi 2001 krizinin akabinde uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş” (GEG) programının aktif sorumlularından birisi de TCMB olmuştur. 2002 yılında politikalara güven oluşmuş ve GEG uygulamaya konulmuştu. O dönemde de “piyasa faizleri ile Merkez Bankası faizleri kıyaslanıp,  “Merkez’in derhal faiz arttırması gerektiği yönünde” görüş beyan edenlerin sayısı da  az değildi. Buradaki temel neden piyasa faizlerinin yüksek olduğu ve Merkez’in de bunun gerisinde kalmasının reel olarak anlamsız olduğunu savunanların düşüncesidir. Burada bariz bir hata vardır: Politika belirleme işlevi TCMB’ye aittir.

Şöyle ifade edelim, Merkez Bankası’nın faizi artırıp artırmaması piyasa faizine bağlı olmamalıdır. Politika yapıcı olarak TCMB, elindeki programın güvenilirliği ve araçların gücünü anlatabilir olmalıdır. Fiyat istikrarı konusunda Ekonomik birimlerin enflasyon hakkında, geçmişten gelen olumsuz beklentileri kırılabilirse, bu program başarıya ulaşmış olacaktır. Enflasyon da faiz de bu sayede düşmüş olacaktır.

Buradan sonrası, “durumun kontrol altında” olduğuna dair  TCMB beyanatları ile ilgilidir. Faiz arttırımları da bu tür durumlarda  “narkoz etkisi” gibi geçici etki yapacak; ancak çözüm olmayacaktır. Narkoz da geçici bir çözümdür ve hasta da narkozda sonsuza dek bekletilmez. Yani bir program öngörmeksizin sadece faizler artsa, kısa süreli bir sakinleşme olacak, ya sonra?  Kısa bir süre sonra yeni bir enflasyon-kur-faiz sarmalı başlayacaktır. Çünkü fiyat istikrarı bozulmuş ve öncelikle bunu doğuran temel nedenlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Merkez Bankası geçmişte de yaşadı bunu. Piyasada faiz artarken politika faizini artırmadığı, hatta düşürdüğü iki dönem var. Biri 2002, biri de 2004’te. Bu dönemde Maliye politikası düzgün yürüyor. Para politikası enflasyona odaklanmış durumda. Bankacılık sektörü zapt-u rapt altına alınmış. Reformlar üst üste geliyor. İstikrarı sağlamaya yönelik önemli reformlar gerçekleştiriliyor. Dış politika AB hedefi ile sağlamlaştırılmış. Komşularla ilişkilerde önemli bir iyileşme var. Bu dönemde piyasa faizleri yüksek olduğu halde TCMB piyasa faizlerini baz almayıp kendi programı doğrultusunda ilerlemiş ve faizlerin neden “piyasa faizleri altında kaldığını” programı ile açıklayıp anlatabilmiştir. Sonuçta altışar aylık dönemlerdeki bu dalgalanma ve dirençler Merkez Bankasının başarısı ile sonuçlanmış ve faizler tek haneli rakamlara kadar inmiştir.

Şimdi en önemli sorun bu durumun  kamuoyuna, dış ve iç yatırımcı ile halka açıklanabilmesi ile ilgilidir. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar