• Reklam
Bu Döviz Hep Böyle Artar mı?
İbrahim Attila ACAR

İbrahim Attila ACAR

Bu Döviz Hep Böyle Artar mı?

20 Ekim 2018 - 08:24

Bu Döviz Hep Böyle Artar mı?

Bugün rahmetli hocamız, Ali Rıza bey amca ile Ayşe hanım teyzemizin biricik evladı  Güngör URAS hocamızı  bir defa daha güzellikleriyle anarak   söze başlayalım. Ona bu soruyu sorduğumuzda tane tane anlatırdı. Önce çok bildiğimiz bir örneği hatırlatırdı: savaşı kaybeden komutan durum değerlendirmesinde “neden” diye sorar; “mermimiz bitti” der biri ilk olarak.  Sonra biri başka bir şey söylemeye hazırlanırken, “tamam” der komutan, ”mermi yoksa daha ne olsun?”

Ülkenin de geliri yok! Para yok, döviz yok, başkasının parasına puluna muhtacız. Onlardan gelirken iyi, gelmeyince tıkanıp kalıyoruz.  Haliyle açık veriliyor. Açığın finansmanı için her ay duruma göre 4-6 milyar dolar döviz girmesi gerekiyor.
Sermaye hareketiyle gelen döviz, para kazanmak için gelir. Başka neden gelsin? Faiz yüksek olacak kazanacak. Borsa güldür güldür kazandıracak, bunun için gelecek; az zamanda çok getiri sağlayan devlet tahvilleri olacak ki bu döviz gelsin.

Şimdi 4 TL ‘den gelen döviz 6-7 TL sınırlarından çıkabilir mi? Kazandığının daha fazlasını kura kaptıran bir yabancı bunu ister mi? Bu yüzden bir defa çıkan dövizin yeniden inmesinin önündeki belki temel engellerden birisi bu kur istikrarsızlığıdır.  Türkiye’ye döviz gönderenlerin 4 TL’den bozdurduğu dövizi, çıkarken daha pahalı  5.60 TL’den alırsa büyük zarara uğrar. Son zamanlarda dolar fiyatının sürekli artışı sermaye hareketi ile döviz girişini yavaşlattı.
Bir ülkeye döviz gönderecekler, ülkenin büyüme hızına, enflasyon oranına ve faiz getirisine bakar. Bizde büyüme yavaşladı. Enflasyon ile faiz başa baş. Hatta enflasyondan arındırıldığında faiz kaybettiriyor. O zaman faiz artmalı diyenler haklı çıkıyor. Yatırımcı üç kuruş dövizini de enflasyona kaptıracak olduktan sonra…
 

Önce şu CDS konusu
Bunun adı Risk primi. riskimiz arttı.
Ülke ekonomileri küresel piyasalarda olduğu gibi değil de abartılı olarak alınıp satılıyor. Uzun süre Türkiye ekonomisi için yaldızlı söylem üretenler gitti. Yerlerine hergün farklı yüzle gelen ekonomi uzmanları türedi. Hele ki  olduğundan daha riskli bir ekonomi olarak anlatanlar başka bir mesele.
Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki politik riskler, dış politikadaki yalnızlığı, özellikle Suriye konusu ve sürekli seçim konuşulması, ekonomi politikalarının kırılganlığı Türkiye’yi dışarıdan değerlendirenlerin kafasını karıştırıyor. Ne papaz biter bu ülkede ne de faili malum cinayetler…
Bütün bunlar Türkiye’nin risk primini artırıyor. Türkiye ekonomisini dışarıdan değerlendirenler günlük olarak ülkenin risk primine (CDS) bakıyorlar. Yılbaşında Türkiye’nin risk primi 156 idi. Ağustos’un o en sıcak günü 580, şimdilerde  420’lerdeyiz. (İspanya ve Portekiz dahi 100-150 arası risk pirimi öderken bu rakamlar çok ciddi yüksek.)

Bu yüzdendir ki bizde dolar fiyatı (göreceli olarak) daha fazla artıyor. Daha fazla başkalarının davranışlarına bağımlı durumda.

Buna borçlarımız da eklendiğinde, bugün olmazsa yarın, mutlaka bir “kriz” söylemi hep birilerinin dilinde kalmaya devam ediyor. Borç konusunda ödemek ve öder gibi yapmak şu anda ülkenin başındaki durumdur. Borcun bir kısmı ödenir, bir kısmı da yeniden borçlanılarak döndürülür. Kısacası alacaklılar yeniden borç verirse sorun olmaz. Hep açık veren bir ülke hep borçlu bir ülke pozisyonu da yukarıdaki risk primini tetikleyen bir durum. 

Buna bir de ülkeye giren döviz ile çıkan arasındaki fark olan 60 milyar dolarlık fark girdiğinde borçluluk devam etmektedir. Çıkan dövizi azaltmak için  ithal ürünlerin tüketimini azaltmak gerekmektedir.   

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar