Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in 27-29 Temmuz'da Ada'ya düzenleyeceği ziyaretle Kıbrıs meselesinde son dönemde artan hareketliliğin, Avrupa Birliği (AB) tarafına da yansıdığı gözleniyor.
AB'nin Kıbrıs meselesinde resmi rolü bulunmuyor. Buna rağmen Birliğin sıklıkla Kıbrıs meselesinde kendine rol kapmaya çalışması dikkati çekiyor.
AB'nin masada yer alma çabaları artıyor
"Ada'da çözüm sürecine katkı" sağlamak amacıyla 2025'te ilk Kıbrıs Özel Temsilcisi'ni (Johannes Hahn) atayan AB, bu konuda masada kendine yer bulmaya çalışıyor.
Yakın zamanda art arda gelen gelişmeler de AB'nin bu niyetini sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
BM Genel Sekreteri Guterres ile 13 Temmuz'da telefon görüşmesi yaptığını belirten AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, "çözüm sürecinde yeniden ivme oluştuğunu" savundu.
Von der Leyen'in yeni bir AB Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin de atanacağını haber vermesinin ardından AB Komisyonu, 13 Temmuz'da Başkan Yardımcısı Raffaele Fitto'nun göreve atandığını duyurdu.
AB Komisyonu, Fitto'nun atanmasının ardından kendisine yöneltilen "Türk tarafının atama öncesinde görüşü alınmamışken ve AB'nin 2004 Annan Planı sonrasında Kıbrıs Türklerine verdiği sözler de yerine getirilmemişken Kıbrıs Türkleri, AB'yi nasıl güvenilir ve tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak görebilir?" sorusuna şu cevabı vermekle yetindi:
"Fitto, müzakerelerin yeniden başlaması için uygun zemini hazırlamak ve tüm ilgili taraflar ile muhataplar arasında güven tesis edilmesini desteklemek amacıyla ilgili tüm paydaşlar ve muhataplarla temas kuracaktır. Bu kapsamda özellikle Kıbrıs'taki her iki toplum da yer almaktadır."
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da 21 Temmuz'da BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Şahsi Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar'la telefon görüşmesi yaptığını, "AB'nin BM çabalarına kararlı desteğinin süreceğini" bildirdi.
Brüksel'e ziyaret düzenleyen Cuellar, 22 Temmuz'da da AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ve yeni AB Kıbrıs Özel Temsilcisi Fitto ile yüz yüze görüşme gerçekleştirdi.
Von der Leyen, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Cuellar'ın BM çerçevesinde ve "AB'nin ilke, değer ve mevzuatı doğrultusunda" çözüme yönelik çabaları memnuniyetle karşıladığını belirterek, AB'nin tüm sürece katkı sağlamayı sürdüreceğini iddia etti.
Hukuk dışı şekilde GKRY'yi üye yapan AB tarafsızlığını yitirdi
Uluslararası uyuşmazlıklarda bir tarafın arabulucu, kolaylaştırıcı veya resmi rol üstlenebilmesi için temel olarak aranan özellikler arasında tarafsızlık, tarafların rızası ve güveni, çıkar çatışmasının bulunmaması, yetki ve kapasite gibi hususlar göz önünde bulunduruluyor.
AB'nin Kıbrıs meselesinde olası bir rol üstlenmesine engel teşkil eden en önemli hususlardan biri ise tarafsızlık ilkesinin bulunmaması olarak öne çıkıyor. Zira, meseleye taraf olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) AB üyeliği bulunuyor.
"Kıbrıs Rum Yönetimi" 4 Temmuz 1990'da tüm Kıbrıs adına Avrupa Topluluğuna tam üyelik için başvuru yapmıştı.
Kıbrıs Türk tarafının, başvurunun hukuka uygun olmadığı yönünde yoğun itiraz ve eleştirilerine rağmen, AB Komisyonu 1993'te AB Konseyine başvurunun uygun olduğuna ilişkin görüş bildirmişti.
AB, 1960 Anlaşmaları uyarınca Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları herhangi bir ekonomik veya siyasi birliğe katılamayacağı ve Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerini temsil etme yetkisine sahip olmadığı yönündeki hükümlere rağmen Rum yönetiminin üyelik başvurusunu 1993'te işleme almıştı.
"AB-Kıbrıs" arasında 30 Mart 1998'de tam üyelik müzakereleri başlamıştı.
Yapılan müzakereler sonucunda, Kopenhag kriterlerini karşılamayan Rum yönetimi, 1 Mayıs 2004 itibarıyla AB'ye tam üye olmuştu.
GKRY'nin Kıbrıs sorunu çözülmeden Birliğe üyeliğinin kabul edilmesiyle AB de soruna taraf oldu.
AB içindeki veto yetkisiyle Birliğin Kıbrıs'la ilgili politikalarını şekillendirme imkanına sahip olan GKRY, Birlik genelinde süreçle ilgili gelişmeleri sürekli olarak etkilemeye başlarken AB de Rum yönetimini kayıran ve gözeten tutum sergiledi.
Sözlerini tutmadı, taraflardan birini yok sayarak güveni yitirdi
Kıbrıs meselesinde bir rol üstlenebilmesi için AB'nin tarafsızlığının yanı sıra taraflarla da güven ilişkisinin bulunması gerekiyor.
Ancak AB'nin sıklıkla Kıbrıslı Türkler nezdinde güven zedeleyici adımlara imza attığı, sözlerini yerine getirmediği ve hatta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) yok saydığı görülüyor.
Öyle ki 2004'te Annan Planı gündeme geldiğinde, müzakerelerden önce AB ve ABD, barış planı lehine oy veren tarafın ödüllendirileceği, engelleyen kesimin ise maliyetlere katlanacağı mesajını vermişti.
Annan Planı, Kıbrıslı Rumların reddetmesi nedeniyle yürürlüğe girememiş, buna rağmen GKRY'ye AB üyeliğinin kapıları açılmıştı.
Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na "evet" demesinin ardından izolasyonun kaldırılacağına yönelik sözler verilmişti.
Kıbrıslı Türklerin yapıcı tutumunun ardından AB, Yeşil Hat Tüzüğü, Mali Yardım Tüzüğü ve Kıbrıslı Türkler ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hazırlamıştı.
Bu tüzüklerden sadece Yeşil Hat Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü yürürlüğe girebilirken, Kıbrıslı Türkler ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Kıbrıslı Rumların vetosu nedeniyle uygulamaya geçirilememişti.
Bu süreçte AB kurumları ve liderleri Rum tarafının sözcülüğünü üstlenmeye, Avrupa Parlamentosu da Kıbrıs konusunda kışkırtıcı kararlara imza atmaya devam etti.
AB Komisyonu ayrıca çok yakın zamanda KKTC'yi ve Kıbrıslı Türklerin iradesini yok sayarak, Özel Temsilci atarken bile Kıbrıslı Türklerin görüşü ve rızasını almadı.
Buna karşılık olarak da KKTC Dışişleri Bakanlığı, yeni AB temsilcisinin hiçbir resmi sıfatı olmadığını belirterek, "Kıbrıs Türk halkının özden gelen haklarını ve egemen iradesini hiçe sayan bir kurumun temsilcisinin Ada'daki iki tarafla eşit diyalog yürütebileceğini iddia etmesi abestir. Bu vesileyle, AB Komisyonuna, Ada'daki gerçekleri görme çağrımızı yineler ve egemen eşitliğimiz ve eşit uluslararası statümüz teyit edilmediği sürece hiçbir müzakere sürecine dahil olmayacağımızı bir kez daha hatırlatırız." açıklamasında bulundu.
Çıkar çatışması ve yetki yoksunluğu
Tarihsel ve yasal olarak Kıbrıs meselesinde söz hakkı bulunan taraflar Ada'daki iki toplumun yanı sıra garantör devletler Türkiye, Yunanistan, İngiltere ile çözüm için diplomatik süreci yürüten BM olarak ön plana çıkıyor.
BM Güvenlik Konseyinin Genel Sekreter'e verdiği "iyi niyet misyonu" çerçevesinde müzakereler yürütülürken, BM platformu Kıbrıs meselesinin çözümüne ilişkin uluslararası kabul görmüş müzakere zemini olarak görülüyor.
Bu çerçevede AB'nin hiçbir özel yetkisi ve rolü bulunmuyor.
Diğer taraftan, üyeleri arasında Yunanistan'ı ve GKRY'yi barındıran AB'nin Kıbrıs meselesi bağlamında çıkar çatışması da bulunuyor.
Üyelerinin lehine kararlar alan ve faaliyetlerde bulunan AB'nin, bu çıkar çatışması nedeniyle de Kıbrıs meselesinde bir rol oynaması mümkün görünmüyor.
AB, BM'nin çabalarına kararlılıkla destek vermeye devam edeceğini çok kez vurgularken, BM Genel Sekreteri'nin tüm çağrılarına rağmen, 2 üye ülkenin engellemeleri nedeniyle Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun kaldırılması veya hafifletilmesi yönünde adım atamıyor.
Aynı zamanda AB, Kıbrıslı Türkleri tamamen dışlayarak deniz yetki alanları, hidrokarbonlar, enerji, güvenlik, ticaret yolları gibi konularda adanın geleceğini etkileyecek kararların GKRY'nin güdümünde alınmasına müsaade ederken, Kıbrıslı Türklerin süreçten dışlanmasına göz yummayı sürdürüyor.
Tarafsız aktör olarak kabul görmüyor
Son dönemde özel temsilci atamaları ve diplomatik girişimlerle Kıbrıs meselesinde daha görünür olmaya çalışan AB, resmi olarak BM öncülüğünde yürütülen çözüm sürecine destek verdiğini vurgulasa da geçmişteki kararları ve mevcut kurumsal yapısı nedeniyle tarafsız aktör olarak kabul edilmiyor.
GKRY'nin üyeliğiyle birlikte ortaya çıkan çıkar çatışması, Annan Planı sonrasında verilen taahhütlerin büyük ölçüde hayata geçirilememesi, Kıbrıs Türk tarafının rızasının alınmaması ve Birliğin çözüm sürecine ilişkin herhangi bir uluslararası yetkiye sahip olmaması, AB'nin Kıbrıs meselesinde resmi bir arabulucu veya kolaylaştırıcı rol üstlenmesine ilişkin temel engeller arasında yer alıyor.
