Zirve her şeyden önce, İttifak'ın dayanışmasını ve iç bütünlüğünü net bir biçimde sergileyip pekiştirmeli. Ayrıca güney ve doğu kanatlarını birbirinden izole sahalar olarak değil, birbirine kenetlenmiş cepheler olarak konumlandırmalı.
Türkiye ile stratejik işbirliğini derinleştiren bir Avrupa'nın savunmada daha güçlü, diplomasi masasında daha güvenilir bir duruş sergilemesi ve Küresel Güney ile çok daha sağlam köprüler kurması kaçınılmaz. Avrupa ile yapıcı bağlarını koruyan bir Türkiye'nin ise refahını artırması, kurumsal yapısını güçlendirmesi ve küresel arenada çok daha etkili bir konuma erişmesi söz konusu. Dolayısıyla ortadaki denklem tek taraflı değil. Türkiye'nin Avrupa ile yapıcı ilişkilere ihtiyacı olduğu kadar Avrupa'nın da küresel nüfuzunu koruyabilmesi için Türkiye ile gerçekçi ve karşılıklı saygıya dayanan bir ortaklık inşa etmesi gerekiyor.
Ankara Zirvesi’nin, mevcut gerilimlerin tamamını bir çırpıda çözmeyeceği açık. Esasen zirvelerin temel varlık nedeni de karşılaşılan her sorunu anında ortadan kaldırmak değil, geleceğe yönelik sağlam bir rota çizmek. Türkiye, NATO 3.0 sürecine derinlikli katkılar sunacak tüm donanıma fazlasıyla sahip. Cevap bekleyen asıl soru, müttefiklerin dönemin ruhunun gerektirdiği stratejik öngörüyü sergileyip sergilemeyeceği olacak.
Zirve, aradaki tartışmaları birikmiş sitemlerin gölgesinden kurtarıp somut bir işbirliği zeminine taşıyabildiği takdirde tarihi bir dönüm noktası olarak hafızalara kazınabilir. Üstelik yaşanacak muhtemel bir kırılma, yalnızca Türkiye'nin İttifak içindeki rolü açısından değil, bizzat NATO'nun giderek karmaşıklaşan çok kutuplu güvenlik iklimine uyum sağlama kapasitesi bağlamında da eşsiz bir değer taşıyacaktır.
