BREXIT Sonrası İngiltere

Haziran 2016'da İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler'den oluşan Birleşik Krallık'ta yaşayan milyonlarca seçmen, ülkenin Avrupa Birliği'nden çıkışını oyladı. Sonuçta İngiltere'de AB karşıtları  %51,9 ile BREXIT'i onaylamış oldu. AB taraftarları % 48,1'de kaldı. Sayılara baktığımızda BREXIT diyenler  17 milyon 400 bin, "AB'de kalalım" diyenler 16 milyon 100 bin oy almış oldu. Yüzde ikilik bir fark bir ülkenin kaderinde etkili durumda

 

İyimserlere göre bu süreç iki senede bitecekti. Üçüncü sene de bitecek, bu işler kolay değil. Kıl payı kazanılmış bir referandumun ardından, yaklaşık şu kadar zamandır, Avam Kamarasının hedefinde Başbakan Theresa May var. Medyaya yansıyan kadarıyla tartışmalar gergin, sorular çetin.  Bir de olayın pazarlık yanı var. Etkilenecek kesimler var. Haliyle bu sürecin daha çok zaman alacağı anlaşılmış durumda.

Üstelik bir de bu sürecin parlamentoda onaylanma süreci var. Hükümet adına süreci yöneten Başbakan May’in, AB ile yaptığı Brexit anlaşması parlamentoda  reddedildi. BREXIT isteyen bir halk, BREXIT anlaşmasını imzalayan hükümet ve bu anlaşmayı reddeden bir parlamento… İngiltere bir karıştı aslında.  Gazetelere yansıyan manşetlerde Başbakan May, “ezildi”,  “aşağılandı”, tarihi yenilgi” kelimeleri ile yerini aldı.  Almanlara da gün doğdu:  Der Spiegel, "Hiçbir ülke kendini bu kadar gülünç duruma düşüremezdi." diyerek, yorumlara katılmış oldu.

Theresa May’in  BREXIT Anlaşma metni kabineye gelip,  onay aldıktan sonra, BREXIT’ten sorumlu Bakan Dominic Raab ve 6 kişi hükümetten istifa etti. Bunun da yorumları,  “Önce gemiyi batırdılar, şimdi de terk ediyorlar." şeklinde oldu.

Bu arada siyasette de kaynamalar devam etti. Başbakan May’in istifası ve yeniden güvenoylaması da dahil tartışılmaya başlandı.

BREXIT sadece sıradan bir AB ülkesinin, üyelikten ayrılışı değil. Yapılan çok sayıda finans anlaşmaları var, balıkçılık konusu var, İrlanda sınır sorunu ve vatandaşlık almış başka ülke vatandaşlarının hakları var ama daha da önemlisi, “işin ucunda para var”.

Londra, yılların bir finans merkezi... AB üyesi olmayan bir ülkenin finans merkezi fonksiyonunu üstlenmesi, acaba ne kadar devam edebilir? AB üye ülkeleri buna ne der?  Bankaların şubeleri Londra’da ne kadar var olacak? Elbette, Paris ve Frankfurt daha da önem kazanmaya devam edecek. Madrid ve Milan şimdilik kendi büyük ekonomik sorunlarıyla ilgileniyor olsa da bu süreçten kopmayacak. Amsterdam bu anlamda pek çok bankaya ev sahipliği yapabilir. Dublin konusu hassasiyetini koruyor. Bank of America gibi Citigroup ve British Bank Barclays de Dublin’de merkez açtı. Irlanda bu yanıyla hem AB içinde hem BREXIT kapsamında ince ayar gerektiren hususlar olmaya devam ediyor.

Aslında BREXIT’in bu yönü büyük bir personel hareketliliğini tetikleyebilir. Bazı kentler yoğunlaşabilir. Bu yüzden dengeli dağıtım da hedeflenmekte. Nihayetinde bankaların teknik donanımları da taşınacak. Gayr-ı menkul piyasasında dahi hareketlenme beklenebilir. 

Londra’daki bankacılar, BREXIT sonrası Paris’e taşınmalarını isteyen Fransız heyetine ne kira, ne şarap, ne Şanzelize, ne de sanatı sordu. Öğrenmek istedikleri tek şey, “Ne kadar vergi öderim?” oldu. Tabii ki “ücretlerden alınan vergiler” den bahsediliyor. Alanında uzman banker, mali danışman, finansal analist gibi yenilikçi kişileri kendi şehrine çekebilmek her kentin isteyeceği bir durum olarak görülüyor. Londra da bütün bu değişkenleri yönetip, küresel finans merkezi olma işlevini sürdürmek isteyecektir, her şeye rağmen…