ASİL DEĞİLİZ KENDİMİZ GİBİYİZ

1918 Suriye 'Sıhhatini pek merak ediyorum. İstanbul'un pahalılığı ve darlığı bahsedildikçe hep seni düşünüyorum.

 

Rahat mısın? İstediğini bulabiliyor musun, alabiliyor musun? Sıhhatin iyi mi? Hiçbir üzüntün yok mu? Her mektubunda bana bir sıkıntınız olmadığını söylemeyi unutmuyorsun. Fakat acaba doğru mu? Aman ha, her ne olursa olsun mektuplarında asla hatır için söylenmiş bir şey olmasın. Bir defa yüreğime senin söylediğin bir sözün doğru olmamak ihtimali gibi bir vesvese girerse, artık dünyada benim için huzur ve rahat kalmaz. Bu noktaya pek iyi dikkat et. Zararı yok, sen bana desen ki üç gündür başım ağrıyor, iştahım yok fakat mühim bir şey değil doğru olsun da buna razıyım. Fakat dersen ki “iyiyim” halbuki iyi değilsin, rahatsızsın fena üzülürüm.

Babanız İsmet İnönü sizi büyütürken en çok neyi vurguladı?

Dürüst olmamız gerektiğini. Bir şey neyse o. Kendinize de yalan söylemeyin derdi. “Sonucu ne olursa olsun ben babanız olarak buna katlanırım ama asla yalana katlanamam.”   Bir de en sık vurguladığı öğütlerden biri “kendimiz gibi olmamızdı” Ne olursa olsun, her koşulda kendimiz gibi olmamız. Bunun sonucunda biz doğal olmayı öğrendik. Bu iki öğreti zaten birbiriyle çok alakalı. Herşeyden önce kendine dürüst olan insan zaten çoğunlukla kendi gibi olmayı başarıyor. (Hatta buraya bir minik dipnot düşeyim Erdal (İnönü) Bey’i de tanıdığımda tıpkı sizi tanıdığım gibi düşünmüştüm.” İkiniz de çok asilsiniz, peki bu asaleti neye borçlusunuz?” Özden hanım hemen araya girip düzeltti “Biz asil değiliz kendimiz gibiyiz” Çok etkilendim paylaşmadan geçemedim)  Bir de babam insanlara nezaketli olmanın çok önemli bir şey olduğunu hep vurguladı. Çevrenizde gördüğünüz insanlara sokakta yürüyor bile olsanız mutlaka selam verin, girdiğiniz dükkanlarda bile hal hatır sorun derdi. Nezaket ve dürüstük onun hayatının en önemli yapıtaşlarından ikisiydi ve bunları bize bilinçli bir şekilde öğretti. (Kesinlikle katılıyorum İsmet Paşa çocuklarına bunu öğretmiş, Özden hanım’da Erdal Bey’de hayatımda gördüğüm en sıcak en samimi, bir o kadar mütevazi ve asil pardon kendi gibi insanlar) 

Peki bununla ilgili bir anınız var mı?

Abim Erdal (İnönü) anneme çok düşkündü. Hatta bizden bile daha düşkündü. Babam bunu çok iyi bilmesine rağmen bir keresinde Erdal’a annemi beni mi daha çok seviyorsun diye sordu, Erdal abimin yanıtı “annemi” oldu haliyle ama babam o meşhur kahkahasını  atarak  dedi ki “çocuklar riyakarlık bilmiyor onlara kendi gibi olmayı öğretmemiz lazım” Bu söz benim hayatımda çok etkili oldu. Metin’e(eşi Metin Toker) aşık olduğumda bile babamı doğru söyledim. Çünkü babam tarafından asla ayıplanmayacağımı, yadırganmayacağımı ya da kendimi değersiz hissetmeyeceğimi biliyordum. O yüzden yani babamın bana verdiği bu sınırsız güven duygusu nedeniyle aileme hiç yalan söylemedim. Ama söylediğim bir konuda ayıplanma ihtimalim olsaydı ailemden o zaman da bu kadar dürüst olur muydum bilmiyorum.

Peki baba-kız nasıl bir ilişkiniz vardı?

Her türlü iş yoğunluğuna  rağmen çok sıcaktı ilişkimiz. Babamın dedemle yani kendi babasıyla ilişkisi çok mesafeliydi. Haliyle biraz sıkıntı çekmiş. O yüzden bizimle olan ilişkisinde hep dothane ve yapıcı olmaya özen gösterirdi.  Akşamları mutlaka yemekte hepbirlikte sofrada olmamızı ve sohbet etmemizi isterdi. Politikada inişli çıkışlı bir hayatı olmasına rağmen sıkıntılarını pek eve yansıtan biri değildi. Bir de elinden geldiği kadar geceleri  bizi yatağa yatıran babam olurdu. Yatakta da mutlaka birkaç kelime sohbet eder öyle uykuya dalardık. Haftasonu aktivitelerine de babam götürürdü. Babamın bu kadar işine rağmen doya doya bir baba-kız ilişkisi yaşadım. Mutlu bir çocukluk geçirdim ben.

Özden Toker Röportajının geri kalanı Cuma günü…