Reklam
Reklam
SİZ HİÇ BENİM ÖFKELENDİĞİMİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

SİZ HİÇ BENİM ÖFKELENDİĞİMİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

10 Ekim 2017 - 10:01 - Güncelleme: 10 Ekim 2017 - 10:43

Görmeyin! İstemem! Çünkü bu duygu bende mevcut. Eskiden daha çok vardı. Kendimi bulup yaşam koşullarımı kendime göre dizayn ettikçe çok azaldı. Arada öfkelensem bile "Beril bu senin kötülüğünden kaynaklı lütfen kendine çeki düzen ver" diyorum.

 

Mutlu bir evliliği olduğunu sanıyordu ama kendi kendini kandırıyordu. Aslında eşinin yanında kendini değersiz, yetersiz, edilgen hissediyordu ama farkında değildi. Sonunda ruhu dayanamadı kadını depresyona soktu. Ablasına imreniyordu çünkü mizaç olarak kendisinden daha özgüvenli ve hayat doluydu. İmrenme duygusunu örnek almaya dönüştürmek yerine bastırmayı tercih etti ve babasına ablasının bir erkek arkadaşı olduğunu söyledi. Sonra ablasının başına gelenler kabus gibi... Hem ablasına hayatı zehir etti hem yüzleşemediği imrenme duygusunu bastırdığı için kıskançlığı ile baş edemedi. Kıskançlık yüz üstüne fesatlık olarak çıktı. Birini çok sevmişti. Gece gündüz onu düşünüyordu ama ne yaşı ne statüsü uygun değildi ve ondan vazgeçmek zorunda kalmıştı. O gün bugündür aşkın yalan olduğuna inanıyor, dengi dengine aşk yaşamayanları ayıplayıp duruyordu, bir yönetici tanıyorum değerini makamından alıyor ve makamına gelen her türlü saygısızlığı kendine yapılmış sayıyor ve çok sinirleniyordu halbuki öfkesinin ana nedeninin personel değil de kişiliğini kurduğu otoritesinin kaybolması korkusundan ileri geldiğini bir anlasa. Örnekler saymakla bitmez..

 

İnsanoğlu tam ve bütün doğar hiç kuşkusuz ama maalesef sonradan yetiştiğimiz ortamlar itibariyle o saf ve bütün özbenliğimiz aşınmalara uğrar. Bunların önemli bir kısmı yetiştirilme tarzı, bir miktar kişinin bakış açısı yani küçüklükten beri kafasının içinde çarpıttığı algı durumundan kaynaklanabilir. Ama her insanın içinde iyi duygularda kötü duygular da mevcut ama esas mesele bunları yönetmek. Peki duygu yönetmek ne demek? Kendi nefsine hakim olmanın tam karşılığı aslında. Şöyle de tanımlayabiliriz; Kendi yaşamının efendisi olmak! Duyguyu kontrol edebilmek için önce o duygunun farkına varmak gerekir. Düşünsenize kendini gerçekten değerli hisseden insan yere çöp atabilir mi? Ya da başkasının hakkını gasp edecek en ufak bir harekette bulunabilir mi? Değersizlik ve yetersizlik duyguları konuşma esnasında kişinin sürekli kendinden bahsetmesi, başka insanların onu çok sevdiğine dair vurgular yapması, kısaca konuyu döndürüp dolaştırıp doymamış egosunu besleyecek konulara getirmesi şeklinde de tezahür edebilir. Duygular su yüzüne çıkmayınca çok daha büyük sıkıntılara neden olur içerde. Ama herşeyden önemlisi bu farkedilemeyen görünmez el sizi yönetir. Acılar bastırıldığında depresyona, imrenme bastırıldığında kıskançlığa, kızgınlık bastırıldığında öfkeye dönüşür. Çoğu zaman öfke suratsızlık, hayattan keyif alamama, enerji düşüklüğü, şikayet etme, dedikodu yapma ihtiyacı olarak da yüz üstüne çıkabilir. Bunların kontrolü artık sizden çıkmıştır. O yüzden ilk şart duyguyu tanımaktır. Peki olumsuz duyguyu fark ettik, ya sonra? Sakin olun! Bunu yaşayan ilk siz değilsiniz ve lütfen kötü de olsa duygunuza sahip çıkın. Eğer ben kıskancım neden bu  kötü duyguya sahibim diye düşünürseniz bunun sonu da depresyona gider. Hepimizin içinde neler var neler. İnsanız neticede peygamber değil! Buna kişinin kendiyle barışma süreci de denir. Eğer olayın bu kısmına iyi sahip çıkar ve dersinizi alırsanız bundan sonra kimseleri kolay kolay kınayamazsınız ki bu durum insanda muazzam bir huzuru beraberinde getirir çünkü affetmek, insanları olduğu gibi kabul etmek harika bir özgürleşme aracıdır. Size bu dünyada mutluluk, huzur ve coşku dolu bir hayatın kapılarını açar. Çoğu insan yaşadığı ortama aidiyet bağı kuramadığı için mutsuzdur. İşte bu içindeki öfkeyi görememiş ve doğal olarak dönüştürmemiştir. Sonra da hayatın çok kötü bir yer olduğuna dair vurgular yapar. Her şey kötüdür yalnızca o iyi.. Uzun lafın kısası Şems'in dediği gibi "Eğer hala kızıyorsan kendinle kavgan bitmemiş demektir."

 

Ve bence en önemli ayrıntı; Eğer olumsuz duyguların şiddetli olduğu bir geçmişiniz varsa ne mutlu size! Bunca yıldır tarih okuyorum daha bir tane çok mutlu, dört dörtlük bir aileden gelip de başarılı işler yapan birini tanımadım. Eğer olumsuz duygularınızın farkına varır ve bunları insanlığa faydalı olacak şekilde dönüştürürseniz sizden kralı yok! Ve bence hayattaki en önemli ahlak insanın kişisel bütünlüğünün olması. Ayıpladığımız, dedikodusunu yaptığımız herşeyde ne kadar çok kendimiz varız aslında. Eve temizliğe gelen yardımcı ablayla beş kuruşun pazarlığını yapıp aynı gün işçi bayramına giden insan gördüm ben. Ne kadar saf bilince ve kişisel bütünlüğe uzak değil mi? Hepinize içselleştirilmiş bir ahlak mekanizması ve kişisel bütünlük diliyorum. Gerçek bilgelik budur ve bu ilk önce kendini tanımaktan geçer.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Funda Kantaroğlu
    1 hafta önce
    Çok güzel bir konu. Yazınızı zevkle okudum ve katılıyorum. Kendini sevmeyen, kendiyle barışık olmayan ve kendini tanımayan başkasını da sevemez, tanıyamaz. Kimse mükemmel değil ve hepimizin kusurları var. Bunları kabul edip düzeltmeye çalışmak, hatalarımız olmasını doğal karşılamak, karşımızdaki insanların da kusurları olacağı, hata yapabileceğinin farkında olmak, öfkemizi de kontrol etmek zorundayız.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
FIFA kokartlı hakemdi bakkal oldu
FIFA kokartlı hakemdi bakkal oldu
Özlem Çerçioğlu ile devam kararı
Özlem Çerçioğlu ile devam kararı